Logo

Masumiyet Müzesi

179 görüntülenme
Masumiyet Müzesi

Bu bir aşk hikâyesi değil. Yarım kalan saplantılı ilişkinin mezarlığı. Bu, seçemeyen bir adamın, kırılan bir kadının ve gerçeği görüp yine de kalan bir başka kadının hikâyesi. Masumiyet Müzesi’ni okurken ya da izlerken aslında bir ilişkiyi değil; arzunun, suçluluğun ve takıntının nasıl birbirine dolandığını izliyorsun.

Masumiyet Müzesi


Edebiyat bazen gerçeği anlatmaz; gerçeğin nasıl çarpıtıldığını anlatır. Ama bazı metinler vardır ki yalnızca bireyin iç dünyasını değil, yazarın dünyaya bakışını da ele verir. Masumiyet Müzesi tam olarak böyle bir eser. Ve burada rahatsız eden şey yalnızca Kemal’in takıntısı değil aynı zamanda anlatının kurduğu sınıfsal hiyerarşi.

Dünya edebiyatına baktığında yoksulluk hiçbir zaman sadece “eksiklik” olarak anlatılmaz. Sefiller’de Victor Hugo yoksulluğu ahlaki bir çöküş değil, sistemin bir sonucu olarak ele alır. Suç ve Ceza’da Fyodor Dostoyevski, yoksulluğu insanın varoluşsal krizinin bir parçası olarak işler. Gazap Üzümleri’nde John Steinbeck yoksulluk, onurla iç içe geçer.

Ama burada başka bir şey var. Orhan Pamuk’un dünyasında alt sınıf çoğu zaman “yaşanan” değil “izlenen” bir şey. Çukurcuma bir yaşam alanı değil; egzotikleştirilmiş bir sahne. Fakirlik, değer üreten bir gerçeklik değil; dramatik bir arka plan. Bu ciddi bir problem. Çünkü yoksulluk yalnızca ekonomik bir durum değildir bir kültürdür, bir dirençtir, bir anlam üretme biçimidir.

Ve daha sert bir nokta:

Yedi yıl boyunca aynı sofrada oturuluyor. Kızın annesi, babası, kocası… ve kimse hiçbir şey demiyor. Bu sadece dramatik bir tercih değil. Bu, alt sınıfı edilgen, ekonomik olarak yüksek olan bir üst sınıfın tüm gayriahlaki dayatmalarına sessizce razı gösteren bir yapı olarak kodlayan bir anlatı tercihi. Bu gerçeklik değil. Bu, yukarıdan bakışın ürettiği bir kurgu.

Bu yüzden bu hikâyeyi okurken ya da izlerken yalnızca bir aşkı değil, bir bakışı izliyoruz.

2008’de kitap ilk çıktığında okumaya başlamıştım ve kitabın ortalarından sonra kitabı okuyamıyordum. Yaşanan olayları anlamlandırmakta zorlanıyor, çaresizlik bana iğne gibi batıyor, çözümü görmeyen kör, karanlık, acı içinde bir hayat kurma olarak görüyordum. Bu duyguyu Orhan Pamuk inanılmaz veriyor. Ama hiç benlik değil. Bu yüzden bir kenara bıraktım ve tahminen 1 yıl içinde bitirebilmiştim ki ben yılda ortalama 40 ve üstü kitap okuyan biriyim. Ve ben ne okudum diye sormuştum kendime.

Bu dizinin 6. bölümünden sonra da benzer duyguyu yaşadım. Bu anlamda kitap dizi uyarlaması tek kelimeyle şahane. Yönetmen ve senarist, metnin ruhunu bozmadan bu kadar iyi aktarabildikleri için gerçekten tebrik edilmeli. Özellikle müzikler… Neco’nun sesiyle “Seni Bana Katsam”… Bu şarkı sadece bir fon değil; sahnelerin duygusal omurgası.

Ama mesele şu: Bu hikâye bir aşk hikâyesi değil. Romanın merkezinde burjuva bakış açısı vardır. Kemal’in problemi sadece aşk değil.

Şu üçlü çatışma:

• Üst sınıf (Nişantaşı)

• Alt sınıf (Çukurcuma)

• İçsel bölünme

Kemal aslında şunu yaşıyor: “Sınıf ihlali suçluluğu” Füsun’a gitmek istiyor ama Sibel’i bırakamıyor. Çünkü mesele aşk değil: aidiyet. Bu yüzden ne tam gider ne tam kalır.

Ve bu arada hayatı çürür.

Gelelim kahramanlara

Kemal kim?

Arzu eden mi, tüketen mi?

Kararsız mı, sonuna kadar giden mi?

Aşık mı, yoksa ailesinden aldığı sevgisizliği, travma ile büyütmeyi seven mi? Bir nevi travmasını estetikleştiren biri? Babası da yasak aşkı ve ailesi arasında kalıp, ailesini seçtiği için mutsuz olan ve bu mutsuzlukla hiçbir şey yapmadan yaşayan biri. Annesi de tüm bunları bilerek ama sosyal statüsünü kaybetmemek için susarak yaşayan bir kadın.

Kemal bir âşık değil. Kemal bir koleksiyoner. İnsan değil, anı biriktiriyor. Peki, Narsist mi? Tapınak diye mezarlığını günden güne bir zanaatkâr işçi gibi mezarlığını yaratan ve bundan haz alan bir mazoşist mi?

Masumiyet Müzesi bir hikâye anlatmaz. Bir takıntıyı sergiler. Bir adamın sevdiği kadını kaybettikten sonra onun eşyalarına tutunması… Bu romantik bir detay değil. Bu, psikanalitik olarak nesne kaybı sonrası nesneye yapışma (object fixation).

Sigmund Freud’un yas ve melankoli ayrımı burada kristal gibi net:

• Yas: Kaybı kabul edersin

• Melankoli: Kaybı içselleştirir, kendini cezalandırırsın

Kemal açıkça ikinci kategoride. O yüzden müze kuruyor. Hatırlamak için değil cezalandırmak için. Kemal vazgeçemiyor. Çünkü aslında hiçbirine tam sahip değil. Ve belki de en rahatsız edici tarafı şu: Acı çekmekten haz alıyor. Sibel ile olan ilişkisi ne? Düzenli sosyal olarak kabul edilen ve “doğru” bir ilişki. Günümüzde birçok formel ilişki gibi.

Füsun ile olan ilişkisi ne? Düzensiz, yoğun, bedensel, kontrolsüz, günümüzde olan birçok yasak aşk gibi.

Her ikisini de kaybetmekten korkan, kaybettiğinde  değerini anlayan biri. Ama Füsun ile daha tutkulu bir ilişkisi olduğu için onunla kaçamak belki de ailesinden, toplumdan kendisinden intikam almaktı. Yapılamayanı yapıp sonra fatura kesip cezasına razı olmak. Onun için kitabın sonunda mutlu yaşadı diye yazın der. Çıkardığı ders yok. Mezarlığın görkemi ile yaşıyor.

 

Sibel kim?

Sibel ilginç bir karakter, Modern, eğitimli, güçlü ve en önemlisi: Gerçekçi. Kemal’in yaşadığı şeyi çok net tarif ediyor: “Bu aşk değil, hastalık.” Bu cümle sıradan değil. Bu, tüm hikâyenin teşhisi. Ama Sibel de kalıyor. Onu iyileştirmeye çalışıyor. Neden? Çünkü o da başka bir yerden bağlı: Toplumsal gerçeklik. Statü. Güvenlik. 

Sibel’in trajedisi şu:

• Gerçeği görüyor

• Ama kalmayı seçiyor

• Sonra kendini kaybediyor

Bu da şunu gösteriyor: Bilmek, değiştirmeye yetmez.

Gelelim Filmin en önemli kahramanına: Füsun kim?

Masum değil. Kırılmış bir özne. Başlangıçta saf gibi görünen bir karakter…

Gerçekte Füsun:

·      Aşkı erken ve yoğun yaşayan

·      Güven ihlali yaşayan

·      Kimlik kayması yaşayan

·      Sonrasında depresif dönüşüm geçiren bir karakter

Masumiyetin Kaybı Değil, Gerçeklikle Temas Füsun karakteri ilk başta “masum” gibi sunuluyor. 18 yaşında. Fakir. Saf. Teslim olan. Ama bu sadece başlangıç.

Sonraki Füsun, mesafeli, Ambivalans (kararsız duygular), Kendini yeniden kurma, var etme çabası içinde tüm saflığını kaybeden yalnızca sosyal gerçeklik içinde sürüye katılabilme, toplumun dayattığı normlara ayak uydurmaya çalışan ve bende bunları hak ediyorum ve göstereceğim herkese diye masumiyetini kaybeden bir Füsun. Bu travmatik bağlanma modeli: Anxious-avoidant attachment

Kemal’e hem çekiliyor hem kaçıyor. Ve en kritik sahne: Arabayı sürmesi. Bu sahne psikolojik olarak şudur: “Eğer kontrol bende değilse, yok ederim.”

Bu bir kaza değil. Bu, yarı bilinçli bir kendini ve ilişkiyi yok etme eylemi

Kemal’in yalanı ortaya çıktığı anda Füsun’un dönüşümü başlıyor. Ve burada çok net bir kırılma var: Masumiyet kaybolmuyor. Masumiyet yerini gerçekliğe bırakıyor. Füsun’un depresyonu, uzaklaşması, sonra geri dönüşü… Bunlar zayıflık değil. Bunlar travmatik bağlanmanın çözülme girişimleri. Ama sonra ne oluyor? Yedi yıl boyunca aynı masada oturuyorlar. İşte burada hikâye karanlıklaşıyor. Bu artık aşk değil. Bu bir tür duygusal donma (emotional freeze). İki insan da hareket etmiyor. Ama kopamıyorlar.


Yedi Yıl Meselesi

Yedi yıl boyunca aynı masada oturmak… Sevdiğin kadın başka biriyle evli ve sen oradasın. Bu aşk değil. Bu, Freud’un dediği tekrar zorlantısı (repetition compulsion).

Kemal çözmüyor. Tapınak mezarlığını inşa etmeye devam ediyor. Acı çekmenin sınırlarını araştırıyor? Çünkü istediği şey sahip olmak değil, acı çekmek ve çektirmek. O sınırlarda dolaşmayı seviyor. Onun için arabada Ayçiçek tarlasında ölüme giderken gülümsüyor. Füsun’un bir anlı duygusal reaksiyonu Kemal’in kurduğu tapınağın final sahnesi olarak görüyor.

Füsun’un ölümü dramatik bir son gibi görünüyor. Ama aslında şaşırtıcı değil. Çünkü bu ilişki zaten canlı değildi. O sahne Ayçiçek tarlası, hız, çarpışma bu bir kaza değil. Bu, psişik birikimin fiziksel patlaması.

Müze mi?

Dikkat ederseniz, son bölüme kadar müze fikri yok. Nesneler var. İzmaritler. Küpeler. Bardaklar. Müze sonradan geliyor. Yani müze bir sonuç değil bir kaçış. Bu bir hatıra mekânı değil. Bu, donmuş zamanın mezarlığı.

 

Ve Final sahnesi:

Kemal en sonunda ne diyor? “Mutlu yaşadım.” İşte en tehlikeli cümle bu. Çünkü burada şunu görüyorsun: İnsan, acıyı bile estetikleştirerek kendine katlanabilir hale getirir.

Bu hikâye:

• Sadakat hikâyesi değil

• Tutku hikâyesi değil

• Fedakârlık hikâyesi değil

Bu hikâye: kararsızlık + suçluluk + takıntının birleşimi Kemal’in en büyük problemi: Sevmesi değil çünkü sevmeyi farklı kodluyor. Seçememesi değil, çünkü her iki kadını da üzüyor ve bencil davranıyor. Çok iyi yalan söylüyor sonra yalanına kendisi inanıyor.

Ve insan zihni şunu kaldırmaz: Sürekli ertelediğin bir seçim, bir gün seni parçalar.

Kemal parçalanıyor.

Füsun ölüyor.

Sibel siliniyor.

Seyirci ben ne izledim diyerek aşkı, kültürü, ekonomik gerçekliği, ilişkileri düşünüyor. Allahtan fazla sorgulayan kişiler değiliz yoksa gelişiriz. 😊

Ve geriye bir müze kalıyor. Ama o müze aslında şunu söylüyor: “Ben yaşayamadım… bari saklayayım.”

İnsan bazen birini sevmez. Sadece onun içinde kaybolmayı sever. Ve bazen… en büyük trajedi, bunun fark edilmemesidir.

 Soner Koşan

 

 

İlişkili İçerikler
Prometheus’un Zinciri, Tantalos’un Susuzluğu Değişimin Psikodinamik Anatomisi
Prometheus’un Zinciri, Tantalos’un Susuzluğu Değişimin Psikodinamik Anatomisi
Bazı insanlar neden değişmez? Yoksa değişmek istemez mi? Neden bazı ilişkilerde hep aynı yere dönüyoruz? Neden tam huzur gelmişken bir şeyleri sabote ediyoruz? Neden acı tanıdık, sakinlik yabancı geliyor? Prometheus zincirini neden kıramadı? Tantalos suya neden uzanamadı? Bu yazı mitoloji değil yalnızca. Bu yazı travma, sinir sistemi ve kimlik üzerine. Belki de sorun davranışta değil… yapıdadır. Okuyun. Bir yerde kendinizi bulabilirsiniz.
Evlilik & Çift Terapisi
242
Sevmek, Sevilmek, Sahiplenilmek: Bir İlişkide Hangisi, Ne Zaman?
Sevmek, Sevilmek, Sahiplenilmek: Bir İlişkide Hangisi, Ne Zaman?
Sevmek, sevilmek ve sahiplenilmek arasındaki farklar neler? İlişkilerde sevgi mi kontrol mü yaşadığını anlamaya yardımcı, bilim temelli bir rehber.
Evlilik & Çift Terapisi
288
Neden Kendine Göre Bir Partner Bulmakta Zorlanıyorsun?
Neden Kendine Göre Bir Partner Bulmakta Zorlanıyorsun?
Kendine uygun partner bulmak neden zor? Bağlanma, benlik netliği, reddedilme hassasiyeti ve modern flört dinamiklerini ele alan derinlemesine rehber.
Evlilik & Çift Terapisi
337
İlişkide Aynı Kısır Döngüde Dolaşmak
İlişkide Aynı Kısır Döngüde Dolaşmak
Hep aynı tartışmalar mı yaşanıyor? İlişkide kısır döngü, bağlanma stilleri, kıskançlık ve tekrar eden çatışmaların psikolojik nedenlerini keşfedin.
Evlilik & Çift Terapisi
345
Bariyer ilişki nedir?
Bariyer ilişki nedir?
Bariyer ilişki nedir? Ayrılık sonrası iyileşme gibi görünen ama duygusal kaçış olan ilişkilerin işaretleri, nedenleri ve sağlıklı dönüşüm yolları bu yazıda.
Evlilik & Çift Terapisi
355